Yaşam

Dünyanın En Ünlü Mimari Yapılarından Biri Olan Eyfel Kulesi’nin İnşa Sebebi Neydi?

Eyfel Kulesi’nin dünyanın en ünlü mimari yapılarından biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki bu kulenin yapım amacını kaçımız biliyoruz? açıklayalım…

Kaynak:https://twitter.com/kültüreltutor/sta…

Eyfel Kulesi’nin dünyanın en ünlü mimari yapılarından biri olduğuna şüphe yok.

Öte yandan, pek bir amaca hizmet ediyor gibi görünmüyor. Peki neden yapılmış olabilir?

Eyfel Kulesi’nin inşaatı 1887’de başladı ve 1889’da sona erdi.

Yapıldığı dönemde 300 metre yüksekliğiyle dönemin en yüksek binasıydı.

Hala Paris’teki en yüksek mimari yapı olmaya devam ediyor.

Kule adını Gustave Eiffel’den alıyor.

Kulenin yapımından sorumlu şirketin başıydı.

Bu şirkette çalışan ve kulenin tasarımından sorumlu olan iki mimarın isimleri Maurice Koechlin ve Émile Nouguier idi.

Kulenin yapımı duyurulduğu zaman haber dönemin sanatçıları tarafından eleştirilerle karşılandı.

Bir grup sanatçı aşağıdaki ortak metni imzaladı:

Biz yazarlar, ressamlar, heykeltraşlar ve mimarlar, tutkuyla ‘Paris’in bozulmamış güzelliğine bağlıyız; Fransız zevk anlayışına canavarca karşı duran bu yapının (…) inşa edilmesini protesto ediyoruz.

Durun ve böyle saçma bir binanın Notre Dame’ı, (…) Louvre’u gölgelediğini hayal edin. Anıt olarak diktiğimiz ne varsa onun yüzünden bir kabusta yerle bir olacak. (…)’

Bu itirazı anlamak için, artık bir klasik olan bu kulenin o zamanlar çok çağdaş göründüğünü hatırlatalım.

Eyfel Kulesi, mühendislik ve mimarlığın evliliğini simgeliyor. Bu evlilik sonraki yılların mimari anlayışını da belirleyecek ve daha önce hiç düşünülmemiş yapılar ortaya çıkaracaktı.

Asıl soruya dönelim: Bu kule neden inşa edildi?

Kule, Fransız Devrimi’nin yüzüncü yılını kutlamak amacıyla uluslararası bir fuar olan Exposition Universelle’de ilk kez halka sunulmak üzere temelleri üzerine inşa edildi.

Exposition Universelle, ilk olarak 1791’de Prag’da başlayan, şehirler arası bir ulusal başarı fuarıydı.

Örneğin Mozart, Prag’daki ilk Exposition Universelle için The Mercy of Titus operasını yazdı.

Bu stilistik fuarlar, teknoloji 18. yüzyılda ve sonrasında hızla geliştiği için endüstri ve mühendisliğe odaklanıyordu.

Gazeteciler, bilim adamları, mühendisler ve turistlerin yer aldığı çok kapsamlı bir ziyaretçi profili, fuarda birçok buluşa ilk kez tanık oldu.

Bunların arasında değerli icatlar olduğu gibi garip icatlar da vardı.

1876’da Philadelphia fuarında çekilmiş bu fotoğrafta gördüğünüz dünyanın en büyük bıçak ve çatalı gibi.

Bu tür fuarlar için, yeri geldiğinde sıfırdan binalar ve yapılar inşa edildi.

Melbourne’deki 1880 fuarı için inşa edilen bu bina bugün hala ayakta.

Tıpkı 1883’te Barselona’daki fuar için inşa edilen Arc de Triomphe’nin hala ayakta durması gibi.

Ancak bu yapılar birden fazlasını kalıcı kılmak amacıyla yapılmamıştır.

Eyfel Kulesi’nin de 1909’da yıkılması planlanıyordu.

Fuarlarda sadece konutun sahibi olan ülkenin eserleri yer almıyordu, diğer ülkeler de kendi başarılarını alıp sergileyebiliyordu.

Bu durum ülkeler arasında rekabet ortamı yaratmıştır.

Bunu öğrendiğimizde Eyfel Kulesi’nin varlığı daha anlaşılır hale geliyor.

Fuarın rekabet ortamında, Fransa’nın mimari ve mühendislik düzeyinde mükemmelliğe ulaşma arzusu, zamanımızın en ünlü sembollerinden birini ortaya çıkardı.

Gördüğünüz gibi, olayın özünde biraz gösteriş var!

Sanayi Devrimi’nden kalan bu özgün yapı ilk başlarda görece anlamsız olsa da günümüzde bir ikona dönüşmüş ve yaratıldığı dönemin temsilcisi haline gelmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu